ORTA DOĞU'DA TIRMANAN İRAN MERKEZLİ ÇATIŞMALAR, KÜRESEL ENERJİ PİYASALARINDA CİDDİ FİYAT HAREKETLERİNE YOL AÇARAK DÜNYA EKONOMİSİNDE YENİ BİR BELİRSİZLİK DALGASI YARATTI. ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİNE İLİŞKİN ENDİŞELERİN ARTMASIYLA BİRLİKTE PETROL FİYATLARINDA HIZLI BİR YÜKSELİŞ GÖRÜLÜRKEN, BU DURUM ÖZELLİKLE ENERJİ İTHALATÇISI ÜLKELER AÇISINDAN MAKROEKONOMİK DENGELERİ ZORLAYABİLECEK BİR GELİŞME OLARAK ÖNE ÇIKIYOR. TÜRKİYE DE ENERJİ İHTİYACININ BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ İTHALAT YOLUYLA KARŞILAYAN BİR EKONOMİ OLDUĞU İÇİN BU GELİŞMELERDEN DOĞRUDAN ETKİLENECEK ÜLKELER ARASINDA YER ALIYOR.

Dünya uydu görüntüsü

Alper Karakurt — Makine İhracatçıları Birliği Danışmanı

Mart ayının ilk günleriyle birlikte başlayan ABD-İsrail ve İran çatışması, küresel petrol piyasalarında sert bir fiyat artışına neden oldu. Brent petrol fiyatı kısa sürede yaklaşık 70 dolar seviyelerinden 110 doların üzerine yükselirken, bazı günlerde 115-120 dolar bandına yaklaşıldı. Son gelişmeler sonrasında 130 doların üstünü öngören senaryolar da dile getiriliyor. Bu yükselişte özellikle dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nda oluşan arz kesintisi riskleri belirleyici oluyor. Enerji piyasalarındaki bu dalgalanma, enerji ithalatına bağımlı ekonomiler için maliyet baskısını artırırken, enerji fiyatlarındaki yükselişin Türkiye ekonomisi açısından en kritik etkilerinden biri enflasyonla mücadele süreci üzerindeki baskı olacak. Türkiye'de enerji maliyetleri üretim zincirinin birçok aşamasında belirleyici olduğu için petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artış hem doğrudan hem de dolaylı kanallardan fiyatlara yansımaya başladı. Akaryakıt fiyatlarındaki artış ulaştırma maliyetlerini yükseltirken, sanayi üretiminde kullanılan enerji maliyetlerinin artması da geniş bir ürün grubunda maliyet enflasyonuna yol açacak. Bu durum, özellikle üretici fiyatları üzerinden tüketici fiyatlarına yayılan ikinci tur etkiler aracılığıyla enflasyon dinamiklerini daha kalıcı hale getirebilir.

Türkiye 2024 ve 2025 yıllarında uygulanan sıkı para politikası ile yüksek enflasyonu kademeli olarak düşürmeyi hedefleyen bir dezenflasyon programı yürütüyor. Enflasyon 2024 yılında yüzde 60'lı seviyelere kadar yükselmiş, 2025 yılı boyunca kademeli bir gerileme sürecine girmişti. 2026 yılı için temel beklenti, enflasyonun yıl içerisinde belirgin şekilde düşmeye devam etmesi yönünde. Ancak enerji fiyatlarında yaşanabilecek yeni bir yükseliş dalgası bu süreci zorlaştırabilecek önemli bir dış şok niteliği taşıyor. Petrol fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerindeki etkisi yalnızca doğrudan enerji kalemleri ile sınırlı değil; ulaştırma maliyetleri, gıda fiyatları ve sanayi üretimi gibi alanlar üzerinden geniş tabanlı bir maliyet baskısı yaratılıyor. Böyle bir durumda enflasyondaki düşüş sürecinin yavaşlaması ve dezenflasyon programının beklenenden daha uzun sürede sonuç vermesi söz konusu olabilir.

Enerji fiyatlarındaki artışın para politikası üzerindeki etkisi de önemli: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası politika faizi üzerinden enflasyon beklentilerini kontrol altına almaya çalışsa da enerji fiyatlarının kalıcı biçimde yüksek seyretmesi halinde enflasyon görünümünde oluşabilecek bozulma, faiz indirimi beklentilerinin ertelenmesine neden olabilir. Bu durum finansman maliyetlerinin daha uzun süre yüksek kalması anlamına gelir ve reel sektör üzerindeki baskıyı artırır. Jeopolitik risklerin finansal piyasalara yansıması ise Türkiye'nin risk priminde görülen artışta kendini gösterecektir. Küresel risk iştahının azalmasıyla birlikte gelişmekte olan ülke varlıklarında dalgalanmalar yaşanırken, Türkiye'nin kredi risk göstergesi olan CDS priminin yükselmesi, dış finansman koşullarını daha da sıkılaştırabilir.

Ancak bu noktada asıl kritik mesele, enerji şokunun ekonomi genelinde nasıl bir etki dağılımı yaratacağını doğru bir şekilde ölçebilmektir. Enerji fiyatlarındaki bir artışın etkisi yalnızca ilgili sektörlerle sınırlı kalmayarak, sektörler arası girdi-çıktı ilişkileri üzerinden tüm ekonomik yapıya yayılmaktadır. Örneğin enerji maliyetlerindeki artış, önce enerji yoğun sektörlerin üretim maliyetlerini artırmakta, ardından bu sektörlerin ara malı sağladığı diğer sektörlere yayılarak zincirleme bir etki yaratmaktadır. Bu çok katmanlı etki mekanizması, kısmi analizlerle ya da tekil göstergeler üzerinden sağlıklı bir şekilde değerlendirilemez.

Bu nedenle, Türkiye ekonomisinin bu tür dışsal şoklara karşı vereceği tepkileri analiz edebilmek için kapsamlı ve ülkeye özgü hesaplanabilir genel denge modeline olan ihtiyaç giderek daha belirgin hale geliyor. Genel denge modelleri, ekonomideki tüm sektörlerin birbirleriyle olan etkileşimlerini dikkate alarak, enerji fiyatları gibi dışsal bir şokun ekonomi üzerindeki anlı ve zincirleme etkilerini ölçme imkânı sunuyor. Bu modeller sayesinde enerji fiyatlarındaki artışın yalnızca cari açık veya enflasyon üzerindeki etkisi değil, aynı zamanda sektörler bazında üretim, ihracat, ithalat ve refah üzerindeki yansımaları da bütüncül bir çerçevede analiz edilebilir. Türkiye'ye özgü geliştirilecek bir genel denge modeli, özellikle bu tür jeopolitik kaynaklı enerji krizlerinin etkilerini daha doğru ve hızlı bir şekilde ölçme imkânı sağlayacaktır. Mevcut uluslararası modelleme araçlarının çoğu, ülkeye özgü yapısal özellikleri yeterince yansıtmadığı gibi politika tasarımı açısından da sınırlı bir analitik derinlik sunmaktadır. Oysa Türkiye'ye özel olarak tasarlanacak bir model, sektörler arası etkileşimleri detaylı biçimde içerecek, yerel veri setleri ile beslenecek ve farklı senaryolar altında ekonominin nasıl tepki vereceğini daha gerçekçi bir şekilde ortaya koyabilecektir.

Böyle bir modelin en önemli katkılarından biri, politika yapıcıların ve sektör temsilcilerinin daha proaktif hareket edebilmesine imkân tanımasıdır. Enerji fiyatlarının 100 dolar, 120 dolar veya 130 dolar seviyelerinde kalıcı olduğu alternatif senaryolar altında; hangi sektörlerin daha fazla etkileneceği, hangi alanlarda destek mekanizmalarına ihtiyaç duyulacağı ve hangi politika araçlarının daha etkin sonuç vereceği önceden analiz edilebilir. Bu da hem kamu otoritelerinin hem de özel sektörün belirsizliklere karşı daha hazırlıklı olmasını sağlayacaktır.

Sonuç olarak, İran merkezli jeopolitik gerilimlerin tetiklediği enerji krizi, Türkiye ekonomisi üzerinde çok boyutlu etkiler yaratma potansiyeline sahiptir. Bu etkilerin doğru anlaşılması ve etkin politika setlerinin geliştirilmesi ise ancak güçlü analitik araçlarla mümkündür. Türkiye'ye özgü bir hesaplanabilir genel denge modelinin geliştirilmesi, yalnızca mevcut enerji şokunun etkilerini ölçmek için değil, gelecekte karşılaşılabilecek benzer küresel dalgalanmalara karşı da daha dirençli bir ekonomik yapı oluşturmak açısından stratejik bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır.